Trakya Bölgesi’nde bulunan Tekirdağ, coğrafi konumu itibariyle doğusunda İstanbul, güney tarafında Marmara Denizi ve Gelibolu, batısında Edirne ve kuzeyinde Kırklareli bulunan tarihi ve stratejik öneme sahip bir yerleşim merkezidir. Burası ilk olarak Bisanthe olarak adlandırılan bir Yunan kolonisiydi. Roma döneminde Rhaedestus ve Bizans döneminde de Rodosto ismiyle anılmaya başlandı. Milattan sonra 6. Yüzyılda Bizans İmparatoru Justinianus, kuzeyden gelen barbar akınlarına karşı şehrin etrafını surlarla çevirtti.

Kısa süren bir Venedik dönemi hariç tutulursa 1357 yılına kadar Bizans İmparatorluğu’nun önemli merkezlerinden biri olarak kalmaya devam eden şehir, 1357’de Süleyman Paşa tarafından fethedildi. İlk dönemlerde Rodosçuk olarak ifade edilen şehir, 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı kayıtlarında Tekfurdağı ismiyle anıldı. 

Tanzimat Dönemi’nde başlayan idari değişimin sonucunda Tekfurdağı, Edirne Vilayeti’ne bağlı bir sancak haline getirilmiştir. Resmi belgelere göre, Tekfurdağı; Çorlu, Hayrabolu ve Malkara kazaları ile 14 nahiye ve 280 köyden oluşuyordu.

1832 tarihli nüfus sayımına göre Tekirdağ’ın yerleşik nüfusu 13 bin 304 kişiden oluşmaktadır. Müslüman nüfus 3 bin 773 kişi iken, gayrimüslim nüfus bunun iki katıdır ve 7 bin 784 kişiden oluşuyordu. Gayrimüslim nüfus içinde Ermeniler ve Rumlar çok büyük bir ağırlığa sahipti.

Tekirdağ’ın nüfusu nasıl değişti?

Batılı gezginlerin aktarımlarına göre o dönemde Tekfurdağı veya Rodosto isimleriyle anılan Tekirdağ, geniş ve verimli tarım alanlarıyla dikkat çekiyordu. Buğday, pamuk, mısır, kavun, karpuz, çilek ve elmalarıyla meşhur olan Tekirdağ, aynı zamanda şarabıyla da adından söz ettirmekteydi. Şehrin etrafındaki topraklar iyi işlendiği gibi kırlar da boş değildi. Sırtlar ve tepeler içlerinde çok sayıda meyve ağacı barındıran bağlarla doluydu.

Şehir, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve yükseliş dönemlerinde Balkanlar ve Trakya’da yetiştirilen tarım ürünlerinin başkent İstanbul’a sevk edildiği dönemli bir tahıl iskelesiydi. Hububat, yün, şarap, balık ve yağlar İstanbul’da aranan ürünlerdi. Tekirdağlı tüccarlar aynı zamanda pamuk, balmumu, yünlü kumaşlar, deri, ipekli dokumalar ve altın ve gümüş işlemeli kumaşları da imparatorluğun başkentine göndererek ciddi kazançlar elde ediyordu.  

Tekirdağ şarabının namı Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarını aşmış ve aranan bir marka haline gelmişti. Karadeniz kıyısındaki ülkelere yıllık 1500 fıçı şarap ihraç edilirken, şehrin şarapları ülke sınırları içinde de büyük ilgi görüyordu.

Marmara Denizi’nin kıyısında bulunan Tekfurdağı, ithalat- ihracat gibi dış ticaret işlemlerinde de önemli bir yere sahipti. Bundan ötürü şehirde İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, İspanya, Rusya ve Avusturya’nın da aralarında olduğu 12 ülkenin konsolos vekili bulunuyordu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlarda yaşadığı büyük toprak kayıpları Trakya ve Anadolu’ya büyük bir göçe sebep oldu. Tekirdağ’ın nüfusu kısa bir süre içinde ciddi şekilde arttı. Sancağın nüfusu 1877-78 yılında 100 bin 701 ve 1905-06 döneminde 159 bine kadar yükseldi.